25.01.2009

kuyruğa girenler

Beyaz yerkürenin üzerinde, mavi gökyüzünün altında sonsuz büyük bir alan. O kadar beyaz ki görebilmek bir mucize. Kısık gözlerle nerede olduğunu anlamaya çalışırken, uzakta belli belirsiz karartılar görüyorsun. Çok uzakta. Birbirinden ayrı, yere paralel uzanan, milyonlarca düz siyah çizgi. Beyaz ufuk çizgisinin altında, yerkürenin hemen üzerinde sonsuza kadar gidiyormuş gibi uzanan yatay çizgiler. Kör edici beyazın ortasında yürürken, nerden geldiğini unutmuş her insanın yapacağı gibi çizgilere yaklaşırız. Yaklaştıkça daha kalınlaşır çizgiler, ama hala sonu görünmeyen milyonlarca siyah çizgidir önümüzde uzanan. Yürümeye devam eder, daha da yaklaşırız. Şekiller belirgin hale geldiğinde, çizgilerin kuyruğa girmiş insanlar olduğunu anlarız. Doğanın renklerini ve resmini anlayamadığı için sadece beyazı görebilen insan, kendinden bir öncekinin yaptığı gibi sırasını alır kuyruğun en sonunda. Korku ve doyumsuzluk nedeniyle, yapabildiği tek şey olan kuyruğa girmeyi de beceremez, aslında insanoğlu. Tek kuyrukla yetinmez ve aynı anda birçoklarına girer. Kuyrukları bilinçsizce tükettiğinde hala tatmin olamamıştır. Aslında, zaten o zamana dek son sayfadan öncesini pek okumamıştır.

İnsanın benliğini algıladığı an ölümü algıladığı an ile aynı ana denk düşüyor olsa gerek. Var olduğunu fark etmek, var olanları idrak etmek ile başlar. Bizim buralarda var olan her şeyin bir sonu var. İnsan algısı, sonu olan şeyler ile hayata tutunmayı öğrenir. İnsan, bilinen dünyaya dair şeyleri tanımaya başladığında, onların sonlarıyla da tanıştırılır. Her şeye bir isim verilmiştir ve hepsinin sonu vardır. Kendinin de bir ismi ve sonu olmak durumundadır. Ölüme göz kırpış böyle başlar. Başka şansı yoktur da. İnandığına göre kaderi vardır. Kader herkes için aynı sayfadan başlar. Aynı sayfada biter. Bunun farkındalığıyla başlamayız hikâyeye ama başladığımız an son sayfayı biliyoruzdur. Yıllar biriktikçe anılarımızda, son sayfa daha çok hatırlanır, daha çok okunur olur. Son sayfaya gelene kadar, hikayelerde her insan için ortak olan kuyruklardır.
İnsan tüm yaşamını bilinçsizce kuyruklarda harcar.


Aslında kuyruk hikayesi çok öncesinden başlar. İlkin anne ve baba sahibi olmak için kuyruğa gireriz. Sıramız gelince göbek bağımız kesilir. Sonra sıradaki isim hangisiyse onunla çağırmaya başlarlar bizi. Varlığımızın bir sesle betimlenmesinin sırası gelmiştir. Derken büyürüz. Okullara gitmek için kuyruğa girme zamanıdır. Yorumlanmış dünyayı onların bilgileri ile örme vakti gelmiştir artık. Her bilgi zamanı gelince bize aktarılır. Tüm bu kurgunun her safhasında bıkmadan başka başka korkuların kuyruklarına girer ve sıramız gelince o korkuyu üstleniriz. Korkuların temeline ölüm duygusu vardır ve ölüm kokusu her kuyruktan duyulur. Birçok kez, tüm bu kuyruklara girdiğimizin farkında bile değilizdir. Farkında olunan kuyruklar da vardır. Gelmesini beklediğimiz. Aşk kuyruğu mesela, bunlardandır. Sıramız geldiğinde görevli ilgisiz davranırsa bir sonraki kuyruğa gelmiştir sıra. Yalnızlık kuyruğu. Aşktan hemen sonra girilen ve ölümle aynı yerde sonlanan. Aşk, sizi daha konuşmayı öğrenmeden itebilir yalnızlık kuyruğuna, belki de annemiz süt emmeyi kestiğimiz ana rast gelir bu kuyruğun başı. Ama bu başka bir hikaye konusu. Ebeveynlik kuyruğu, kariyer kuyruğu, maaş kuyruğu, bağımlılıklar kuyruğu, umutlar kuyruğu, hastalıklar kuyruğu, ölüm kuyruğu ve daha bir sürü...

Kuyrukları, hakkında yazılır kılan, birçoğuna çoktan girdiğimizin farkında bile olmamaktır. Farkında olduğumuz ramazan pidesi kuyruğu bile onca can sıkıcıyken bu kadar kuyruğun farkındalığına katlanamazdı insanoğlu.





 

Design by Blogger Buster | Distributed by Blogging Tips