6.01.2009

mahalle bakkalı



Kim bırakmıştı ki bu kitabı kapımın önüne? Daha bir ihtimal bile yaratamamışken, telefon çaldı.

- Merhaba.
- Selam. Nasılsın?
- Ben iyiyim. Konuşmamız lazım.
- Konuşuyoruz ya.
- Evet de işte, sorun da burada! Biz hep, aynı, aynı şeyleri konuşuyoruz.
- Ne demek şimdi bu?
- Bu biz ayrılıyoruz demek.
- Ne! Hep aynı şeyleri söylediğim için mi, ayrılıyoruz. bu yüzden mi aradın beni?
- Hep aynı şeyleri düşünmekle o kadar meşgulsün ki, biz daha yukarılara çıkmamız gerekirken, aynı yerde kaldık. Gidemiyoruz. Hareket edemiyoruz.
- Ayrılığımızın sebebi benim naçizane düşüncelerim mi? Böylesi bir şeyi iddia etme hakkını nasıl bulabiliyorsun kendinde? Saçmalık bu.
- Ben hiçbir şey iddia etmiyorum. Bak. Bunu bu şekilde, burada çözemeyiz.
- Peki ne dememi bekliyorsun şimdi, tez çalışmalarına başlayayım mı?
- Dinle, düşüncelerin olmayanla ilgilidir, şimdi bu an olanla ilgili değildir. Düşünce ya geçmiştedir, ya gelecekte. Ben –an-ı istiyorum senden, ama sen veremiyorsun. Düşüncelerine o kadar dalmış durumdasın ki. Bunu düşün lütfen.
- Nasıl vermemi bekliyorsun sana -an-ı?
- Özgür ol.
- Özgür mü olayım?
- Evet.
- …
- Şimdi kapamam lazım. Görüşürüz.
- Tamam. Hoşça kal.

Değişmeliymişim!
Özgür olmamak neydi ki? Nereden başlamalıydım, bari onu söyleseydi!
Ayrılmak yorucuydu. Şimdi yeni bir ilişki için tüm hikayeye format atmak, orijinal seri numarasını bulup işletim sistemini kurmak ve sonra da donanımların uyumlu çalışması için sürücüleri baştan yüklemek lazım.
İki kişi girdiğim evden tek başıma çıktım. Sigaram azalmıştı. Bakkala gittim.

- Hoş geldin. Nasılsın evlat?
- Sağol abi, napalım, bildiğin koşturmaca.
- Bi solgun gördüm seni, aman dikkat et kendine, malum kış.
- Yok, sağolasın, iyiyim, biraz tadım kaçtı sadece.
- Yapma evlat, üzüldüğün şeye bak. Madem tadın kaçtı, kovala sen de onu. İzini sür. Bulursun elbet. İzi takip et, yolu bul. Hacı olmak gibi.
- Tabi, tabi, doğru söylüyorsun. Bi sigara verir misin bana?
- Buyur bakalım. Bu arada, seni bir tavşan sordu, 10 dakika kadar önce?
- Tavşan mı?
- Evet, tavşan.
- Ne dedi?
- Hiç sadece sordu.
- Tamam teşekkür ederim. Hayırlı işler.
- Sağolasın evlat.


Bakkaldan çıktım. Özgür ol diyen bir sevgilim, izi takip et diyen bir bakkalım vardı. Evden çıkarken berbere gitmeyi planlamıştım ama bugün doğru gün değildi, sanırım. On adım atmamıştım ki, çakmağımın olmadığını fark ettim. Arkamı döndüm. Tavşan karşımdaydı.

- Merhaba.
- Sen, sen beni nerden buldun? Kimsin, nesin sen?
- Tavşanım ben, sıradan bir tavşan. Seni bulmak zor olmadı, teknoloji çok gelişti biliyorsun.
- Şu anda bu gelişmeden memnun mu olmak üzere miyim, yoksa mağdur olmak üzere mi?
- Siz dünyanızda maddi ve manevi olarak sürekli gelişme halindesiniz. Bu gelişmeleri sağlayan insanlarınız var. Bu insanlar ikiye ayrılmakta, pozitif ve negatif yönde geliştirenler. Gelişme hangi tarafta daha büyükse, siz insanlar öyle kokuyorsunuz. Teknolojinin seni mutlu mu mutsuz mu ettiğini, sen düşünmelisin, bana sorma. Ama bu başka zaman anlatılacak bir hikaye. Bugün sürmen gereken iz ile bir alakası yok.
- İz mi? Ne izi, ne istiyorsun benden?
- Sana verdiğim kitabı okudun mu?
- Kitap mı? Sen mi bıraktın onu kapının önüne. Neden verdin o kitabı?
- Okudun mu?
- Hayır okumadım.
- Eğer 2 dakika 38 saniye içinde herhangi bir satırını okumazsan, hayatının değiştirmen için sana sunulan bu fırsatı kaçıracaksın. Ama ikimizde biliyoruz ki sen değişmek istiyorsun.
- Neden not falan yazmadın, o zaman üzerine? Hem bir kitap nasıl değiştirebilir her şeyi?
- Siz, kitaplarda yazan tanrılara inanıyorsunuz. Hatırladın mı?
- Ne bekliyorsun benden şimdi! Gerçekten gidip okumaya çalışacağımı düşünmüyorsun değil mi?
- Sen, takım elbise giyen, elinde kronometre tutmuş, kaç tavşan ile konuştun şimdiye kadar?

Koşmaya başladım.
Bakkalı geçtim. Apartmana girdim. Kapıyı açtım. Kitabı aldım. İlk gördüğüm cümleyi okudum. “bir tür kavuşmadır hatırlayış. unutuş, bir tür özgürlüktür.”
Tekrar okudum.
“bir tür kavuşmadır hatırlayış. unutuş, bir tür özgürlüktür.”
Çalan telefon ile irkildim.

- Hey. Nerdesin sen?
- Evdeyim.
- Evde misin hala? Gelmiyor musun yoksa?
- Ben kötü bir günümdeyim. Gelmeyeceğim.
- Sesinden anlamalıydım. Yine de ısrar etmek durumundayım.
- Çok şansın yok.
- Peki, dikkat et kendine, yoksa saçların dökülecek?
- En azından benim hala var. Sen yarısını döktün ama hala hareket halindesin.
- Önemli olan hareket değil, seni neyin hareket ettirdiği, dostum. İnsanlar mı, iraden mi? Beni, iradem özgür kılmış. Saçlarım olmaya versin.
- Erken başlamışız içmeye bu akşam. Kaldır benim içinde bi kaç kadeh.
- Senin için de kadeh kaldıracağım. Rata’ya selam söyle. Görüşürüz.
- Tamam, iyi eğlenceler.

Kulağımda ki gürültü kesildi.
“Rata’mı,Rata da kim? Tanımıyordum öyle birini.

Süre dolmuş olmalıydı. Keşke telefona cevap vermeseydim. Ama zaten dolmuştu herhalde zaman. Belki okuduğum kadarı için bile geç kalmıştım.
Ama ne fark ederdi ki? Tek bir cümle okuyabilmiştim.
“bir tür kavuşmadır hatırlayış. unutuş, bir tür özgürlüktür.”
Hadi kitap neyse de, sadece tek bir cümle değiştirebilir miydi insanın hayatını?
Beş dakika içinde olan biten tüm o çılgınlık bana 1 ay yeterdi.

Ne gün ama! Özgür olmamakla suçlanarak ve hediye edecek bir an bulamadığım için terk edilerek başladım. Sonra mahalle bakkalımızdan, izleri takip etmekle ilgili bir ücretsiz bir ders aldım. Tavşanın biri beni teknolojiden soğuttu. Derken kaderimi okuyacağımı umarak, aynı tavşanın hediye ettiği kitabın sadece bir satırını okuyabildim. Ve en iyi arkadaşım özgürlüğünün iradesinde olduğunu söyledi.
Neyin izini sürmeliydim şimdi?
Dışarı çıktım.
Çakmağımı yine evde unutmuştum. Bakkala gittim.

- Sana bir hediye var, evlat.
- Kimden.
- Rata’dan.
- Rata mı? Havuç mu, onlar? Rata kim?
- Tavşan. Demin konuştuğun.

Havuçları aldım.
Mucizevi havuçlar.
Gülümsemişim ki, bakkal konuşmaya başladı.

- Havucun seni bu kadar mutlu edeceğini bilseydim. Baştan verirdim bir tane.
- Teşekkür ederim, iz konusunda haklıymışsın.
- Biz mahelle bakkalları ne için varızdır ki? İşte çakmağın.

Dışarı çıktım. Berbere gitmeliydim.

 

Design by Blogger Buster | Distributed by Blogging Tips