9.02.2009

acı

Uyandım.
Salı günüydü. İşe gitmeliydim. Sorumluluklarımı çalan telefon alarmında duyduktan sonra yataktan çıktım. Her çalışma günü olduğu gibi o gün de rüyama devam edebiliyor olmayı istedim. Her iş günü yaşamak zorunda olduğum -şey-lerden ilkini yapmak için, beyaz rengine rağmen pek sevmediğim traş köpüğüne uzandım.
Traş olurken, rüyamda gördüğüm hayat kadınını hatırlamaya çalıştım. Yüzü sürekli değişiyor ve her seferinde tanıdığım başka biri oluyordu. Suratı belirip kayboluyor, anıları hafızamda beliren başka tanıdık suratlara dönüşüyordu. Uyandıktan hemen önceye dair son hatırladığım, son gördüğüm suratın kendi suratım olduğu ve çalan zille birlikte paramı aldığımdı.
Traş olmuştum. Giyinmeye başladım. Bir çalışan olarak, kayıtlı olduğum toplama kampına-iş yerine uygun tek tip kıyafetimi giymeliydim. Tek tip politikacı kıyafetleri, tek tip asker kıyafetleri, tek tip sporcu kıyafetlerinin arasında çalışanlar olarak üstümüzdekiler de tek tipleştirilmiştir. Gelişiyoruzdur bu tek tiplikte. Artık tuvalete lavabo demeyi öğrenmişizdir. Hepsi çalışma hayatının meyveleridir.
Gömleğimin düğmelerini ilikten geçirirken, onları, iş hayatı modülüne geçebilmek için çevrilen şifreli düğmeler gibi, durmaları gereken şekilde konumlandırıyordum.
Gördüğüm rüya aklımda tekrar canlandı. Kendi suratımı bir hayat kadınının suratında, tanıdığım onca insan suratından sonra görmeyi düşlemek de neyin nesiydi?
Hayat kadınlarını düşündüm. Hayat kadını vücudunu kiralardı. Ceketimi giyerken aynada kendime baktım. Bedenimi kiralıyordum. Hayat kadınının numaralı bir vesikası vardı. Cüzdanımı cebime koyduğumda, bir vergi numaram olduğunu hatırladım. Hayat kadını, iş yeri sahibine komisyon öderdi. Ben de devlete vergimi ödüyordum. Saatimi koluma taktığımda fark etmiştim, hayat kadınının zevk sattığını benimse zamanımı sattığımı. Aklımı da kiraladığımı fark edene kadar pek üzülmemiştim bu benzerlikler için. Aklımı, önüme sunulan iş yeri sorunlarını çözmek ve rakamları büyütmek için kiralıyor olmaksa üzücüydü.
Paraya kıyılmış ve alınmış parfümü hayallerime duvar olabilmesi için üzerime sıkarken, neden çalışıyor olduğum sorusu geldi aklıma. Parfüm şişesini ahşap zemine bıraktığımda, şişenin modern çizgilere sahip olduğu için alınmış pahalı mobilyanın üzerinde çıkardığı ses, kulaklarımda anlamlı bir kelime olarak çınladı.
Çalışıyorduk çünkü tüketiyorduk.
Tüketebilmek için çalışıyordum. Hizmet ve meta satın alabilmek için para kazanmalıydım. Satın aldıklarım kendi hazzım içindi. Haz satın almak için para harcıyordum. Daha fazla haz/keyif için daha fazla para kazanılmalıydım. Bunun için çalışmam gerekiyordu. Tüketebilmek için çalışmalıydım. Ekonomiler tüketmek üzerine kuruluydu.
Dışarı çıktım. Servise bineceğim yere giderken evsiz bir adam yanımda geçti. Ürperdiğimi belli etmemek için bakışlarımı ve yürüyüşümü değiştirdiğim yüz metre öteden fark edilebilirdi. O çalışmıyordu. Evsizdi. Sorumlulukları sadece kendi istediği kadardı. Onun için üzüldüğümü bildiğini sanmıyorum çünkü büyük olasılıkla O da benim için üzülüyordu.
Trafikte bizi, dünyayı camdan görmemize izin veren arabalarımızda oturmuş, bir kutudan dijital yollarla ulaşan notaları dinlerken gördüğünde, hele de trafik biraz daha mazoşist olabilmemiz için hareket etmemize müsaade etmiyorsa, O da bizler için üzülüyordur. Muhtemelen O da bizden ürperiyordur. Temiz ve markalı kıyafetlerimizle, bedenimizi, beynimizi ve zamanımızı satmak için oradan oraya koşturmaya çalışmalarımızı, üzüntüyle izliyor ve her gün kurtulmamız için şarabından daha büyük bir yudum alıyordur.
Servise bineceğim caddeye doğru yürürken, rüyamda hayat kadınının suratında gördüğüm suratların hepsinin, çalışma hayatımdan insanlara ait olduklarını farkettim.

Tüketebilmek için çalışmamız gerekiyordu. Hepimiz dahildik. Sisteme bağımlığımızın devamı için daha büyük televizyonları önce üretiyor sonra daha çok paralara satın alıyorduk. Daha hızlı sistemlerle sadece aklın becerisine bırakılmış sanal ilişkileri tüketmek için bilgisayarlarımızı sürekli yeniliyorduk. Tüketim saplantısı o kadar güçlü ve her yerdeydi ki, insanlar, başka insanları tüketebilmek için savaş çıkarıyordu.
Servis beş dakika geç geldi. En azından oturmak ayakta beklemekten iyiydi. Her günkü yerime oturdum. Her sorumluluğu kendimce belirlenmiş bir hayat düşledim. Bolca koştum düşümde.
Çalışmadan para kazanabilmek için emekli olmayı bekleriz. O kadar huzurluyuzdur ki, emeklilik yaşının yukarılara çekilmesine gık çıkarmayız. Büyümüşüzdür. Çocukluğumuzu terkedip, hayatı anlamak üzere çıktığımız yolda, çalışmak varsa onu da yapıyoruzdur. Bebekken önümüze gelen yemeği tüketmemeyi seçerken belki de bir şey anlatmaya çalışmışızdır ama başarılı olamamışızdır.
Uyandığımda servis yavaşlamış, iş yeri binası görünmüştü. Bu sefer rüya görmemiştim.
Hayat kadınını düşündüm. O umutlarını satıyordu ben hayallerimi satıyordum.

 

Design by Blogger Buster | Distributed by Blogging Tips