25.03.2009

bir taşla iki kuş

Cengizhan’ın bir hayali vardı.
Napolyon’un bir hayali vardı.
Fatih Sultan Mehmet’in bir hayali vardı.
Hayal kurdular. Kurdukları hayallerin gerçekleştirebildikleri kadarına tarih dedik. Anlatır olduk masallarını okullarda. O masallar ki toplumları, medeniyetleri, iklimleri şekillendirdiler.
İçlerinden birinin arkadaşım olmasını isterdim. En yakın arkadaşı olmalıydım ama. Gerçi İsmet İnönü olmam gerekebilirdi. Olsun, Atatürk’ü tanımış olurdum. Hitlerin en yakın arkadaşı olmaktan daha sempatik duruyor.
Uyumadan hemen önce hayallerini kurdukları düşlerin, günümüz kültürünü bu kadar etkileyebileceğini tahmin edebilmişler miydi? Sebep oldukları enerjinin kuşaklarca iletileceğini, varlık sınırlarının zamanla birlikte genişleyeceğini…
Gandhi’nin rüyalarını dinlemek isterdim. Elbet anlatırdı en yakın arkadaşına. Ben de tanıdıklarıma biraz benden katarak iletirdim.
Yanlış anlaşılmasın sakın, şimdi ki arkadaşlarımı seviyorum.
Ama burada tarihi değiştirebilenlerden bahsediyoruz.
Siz kimin arkadaşı olmak isterdiniz?
Büyük İskender ya da Buda belki...
Ben, Adem’i seçerdim. Tarihte bunun yazılı olmadığını biliyorum. Ama O'nun en yakın arkadaşı olsaydım, ben de tarihi değiştirmiş olurdum.
Bir taşla iki kuş…

18.03.2009

Kabak Koyu ve

kumsalı...





ormanı...





doğası...





izleri...





koyları...





adası...





yüzenleri...





yalnızlığı...





dumanı...





havası...





manzarası...





kokusu...





ışıkları...





teknolojisi...





namahremi...





ilhamı...

13.03.2009

zaman

Evlat, üstadını sokağın köşesinde görür ve sevinir.
Üstat, evladı görünce ne zamandır antrenman yapmadığını hatırlar.

- Merhaba üstadım nasılsın?
- İyilik evlat, hoş geldin.
- Hoş bulduk, üstadım. Sen, görünmüyorsun nicedir?
- Sen dediğin bir yokluk bir varlık… Nerede arıyordun beni?

Evlat, üstadını kıvamında yakalamıştır. Soracakları için sabırsızdır.
Gülümseyerek tamamlar sözlerini üstat. Özlemiştir o da meraklı evladını.

- Valla üstadım, orada burada.
- Buyur evlat buldun işte beni.
- Üstat zamanı soracaktım sana. Meraktayım, anlat bana.
- Valla sekize geliyor saat. Bundan mı arıyordun beni?

Evlat için en can sıkıcı kısım, üstadın bu espri anlayışıdır.
Üstat için en eğlenceli kısım, can sıkıcı espriler yaptıktan sonra evladı izlemektir.

-Üstat, ne sorduğumu anladın. Zamanı anlat bana kafam karışık.
-Hangi zamanı soruyorsun bana, içindekini mi dışarıdakini mi?

İlla zor olacaktır, laf almak. Ama değer beklemeye. Evlat sabırlı olmayı öğrenmiştir.
Üstat, sabrı evladın gözlerinde gördüğünde bugün uzatmanın gereksiz olduğunu düşünür.

-Dışımdaki zamanı. Tamamıyla sahip olduğumuz tek şeyi, o zamanı anlat bana.
-Sen seviyor musun zamanı?

Sorular. Oyun başladı. Evlat gülümser.
Cevaplar. Antrenman başladı. Üstat gülümser.

-Üstat, kararsızım. Ama sevdiğimi söyleyemem herhalde.
-Öyle deme evlat. İyi ki zaman var.
-Neden üstat? Neden iyi ki zaman var?
-Zaman, hareketi ölçme birimidir evlat. Bir geçişi anlatma birimi.
-Hareket, ilerleme olmasaydı, zaman olmaz mıydı, üstat?
-Şöyle diyelim, zaman olmasaydı ilerleme olmazdı evlat.
-İnsanlık zaman sayesinde mi hareket etti, gelişti bunca yıldır?
-İnsanın ilerlemesi gerektiği için zaman var oldu evlat.

Biraz daha kafa yorup gelmiş olmayı diler evlat.
Dolu olmayan bir zihin bulduğu için sevinir üstat.

-Olmadı üstat. Anladığımı söyleyemem.
-Peki şöyle düşün evlat, eşsiz bir manzara uzanıyor ileride ve bu eşsizliği yaşayabilmen için manzarayı görmen gerekiyor ama yüksekte değilsin. Biraz ileride de uzun bir merdiven var. Ne yaparsın?
-Merdivenin tepesine çıkıp manzaraya öyle bakarım, üstadım.
-Evlat, merdivenin tepesine nasıl çıkarsın?
-Her seferinde üstünde olduğum basamağın bir üstündekine çıkarım.
-Peki zaman olmasaydı ne olurdu, evlat?

Evlat, anlar gibi olur ama her şeyi sormalıdır.
Üstat, hiçbir zaman her şeyi anlatmaz.

-Zaman olmasaydı üstat, üst basamağa çıkarken geçen bir süre olmazdı.
-Ve…?

Evlat, sınav sorusunu erken bulmuştur bu sefer. Çoktan seçmeli değildir hem de.
Üstat, cebinden sigarasını çıkarır, ilk nefesini çekip saatine bakar.

-Zamansız bir hayatta, manzaranın bir güzelliği kalmazdı, üstat.
-Hem aşağıda hem yukarıda olurduk evlat. Hem başta hem sonda olurduk. Her anımız aynı olurdu. Hareket olmazdı.
-Hareket olmasaydı, gelişemezdik, ilerleyemezdik… Anladım üstadım.

Evlat, sevgilisinden kaç zaman önce ayrıldığını hatırlamaya çalışır.
Üstat, beklediği sorunun gelmesini bekler.

-Peki üstat içimizdeki zaman nasıl bir şey?
-Evlat, bunu aklına sordun mu hiç?
-Sen benim aklımsın ya üstat.

Evlat verdiği cevabı sevmekten ve bunu dudaklarına yansıtmaktan kendini alıkoyamaz.
Üstat sırasıyla, önce sevinir, sonra duraksar, derken üzülür, yine duraksar ve sonunda keyif hisseder ve bunu dudaklarına yansıtmaktan kendini alıkoyamaz.

-İçindeki zaman evlat, aklınla ilgilidir. Aklın olayları belli konumdan belli aralıklarla algılar.
-Aklımın hızı, içimdeki zamanı mı belirler, üstat?
- Evlat bu ne acele, önce bir içindeki zamanı anlamaya çalış, Bu sorunun gereksiz olduğunu göreceksin.

Gereksiz sorular hep en çok hatırladıklarıdır evladın. Sevmez onları.
Üstat, evladın korkularını bilir, sever öğretirken korkuyu kullanmayı.

-Anlat o zaman biraz daha üstadım? Benim içimdekini sen bana anlat.
-Sana içindekini anlatamam evlat ama cevaplamanı sağlayacak birkaç soru bulabilirim.

Evlat, cevaplayamayacağını düşünür ama yine de fırsatı varken her şeyi sormalıdır.
Üstat, hiçbir zaman her şeyi anlatmaz.

-Sor üstadım, ödevim olsun?
-Çıkar kağıt kalem, yazılı yapacağım bu sorudan.

İkinci kötü espri ile ortalamasını yakalayan üstadına hoyratça sırıtır evlat.
Daha kötüsünü bulmak için çalışması gerektiğini fark eder üstat.

-Sor üstadım, aklıma yazıyorum.
-Aklının algı hızı, hareketin/olayların gelişim hızından daha hızlı olmasaydı, hareketi algılayabilir miydin?

Evlat, kâğıt kaleminin olmasını diler.
Üstat, biten sigara paketine biraz kırılır.

-İkinci sorun evlat, dışarıdaki zaman ve içerideki zaman birbirinin aynı olsaydı saat taşır mıydık?

Evlat, zaten bir saat taşımıyordur.
Üstadın saatini en yakın arkadaşı 29. doğum gününde hediye etmiştir.

-Son soru evlat…
-Dur üstat, sorma. Ödeve gerek yok. Cevapları biliyorum…
-Söyle o zaman.
-Kendini çevresine göre konumlandırmış aklın zamanı algılayabilmesi için olaylardan daha hızlı olması gerekir ve eğer içimdeki ve dışımdaki zaman aynı olsaydı saat taşımazdık.

Evlat, cevapların doğru olduğunu biliyordur.
Üstat, bir sonraki soruya vereceği cevabı hazırlamıştır.

-Peki üstat, Aklımız bu göreceli farkındalığı nasıl sağlıyor?
-Cevap, o çok sevdiğin 5 duyuda evlat. Aklın duyularını sınırlayarak, olan biteni olması gerektiği gibi algılamanı sağlar.

Artık gitme vakti gelmiştir evlat için. Üstadından bir sigara isteyip istememek arasında gidip gelir.
Üstat en yakın marketin yerini hatırlamaya çalışıyordur.

-Üstat, teşekkürler, kaybolma bir daha bu kadar uzun.
-Uzun dediğin, o kadar uzun mu gerçekten evlat?

8.03.2009

masallar

Sonsuz tane masal anlatılır. İnsan anlatmak ister. Anlatırken hatırlamak ister. Hatırlarken öğrendiğini sanmak ister. Oysaki öğrenmez, sadece anlatır. İnsan masalın gördüğü kadarını anlar. Masalın anlatabilen kadarı duyulur, duyulduğu kadarı diğer insanlarca bilinir. Bilinen her şeye isim verilir. Kimi anlatır Aşık Veysel olur, kimi anlatır Halil Cibran olur, kimineyse İsa denir. Hatırlamaya çalışırken, anlatabildiğimiz kadarı adımızı koyar. Biz öğrendiğimizi sanarız ve masal sürer gider.
Kimse sormaz, prensesin düşürdüğü ve kurbağanın getirdiği sonra sayesinde prens olduğu, altın topu. Masalın orası eksiktir. İnsanın rüyadan sıyrılıp, sandığı gerçekliğe dönüş yaptığı an gibi, eksik. Gözlerini açıp görevlerini hatırladığı an. Yeni masallar öğrenmek için yola çıkmadan biraz önce, hiçbir zaman anlayamayacağı masalları düşledikten biraz sonra. Uyanma anı, masaldaki altın top gibi eksiktir. Anlatılmamıştır.
Anlatan, başkasının anlatılanı olur. Oluş, bugünün insanında bu kadar basittir. Basit olması özündendir. Oluş, basit bakıldıkça anlaşılabilecek bir şey olmalıdır. Ancak bugünün insanı basit bakamayacak kadar çok harf, ses, kelime ve masal bilmektedir. Oluş da zaten sadece bir kelimedir bugünün insanı için.
Bugünün insanından sıyrılabilmek için önce unutmak gerekir. Her şeyi unutabilmek, ütopiktir. Köprünün üzerindeyken köprü yakılamaz. Unutmanın yolu köprünün üzerinde olmadığını hayal etmekten geçer. Her hayal ayrı bir masaldır. Her masal hayal edilebildiği kadar gerçektir. Anlatılan her şey masaldır. Oluş, en güzel masaldır. Sonsuzun masalıdır.
Sonsuz anlatmak ister. Anlatırken unutmak ister. Unuttukça, ne olmadığını deneyimlemek ister. Öğrenmesi için sonsuz zaman gerekir. Sonsuzun sonsuz zamanı vardır. Sonsuz zamanda sonsuz tane masal anlatılır. Altın top kiminde insandır, kiminde sonsuz.

 

Design by Blogger Buster | Distributed by Blogging Tips