28.05.2009

kader

İnsanlığın en büyük buluşlarından biri olsa gerek, oturmak. Metro istasyonunda diğerlerinden ne daha hızlı, ne daha yavaş adımlarla ilerlerken bir yandan da oturabileceğim yükseltiyi arıyordum
Gözlerimi tüm koridor boyunca giderek daha ilerlere odaklarken O’nu gördüm. Yaşadığım anın yaşanma olasılığı, sizin şu anda bu yazıyı okumuyor olma olasılığınız kadar azdı. Gözlerimi bir nefeslik kapalı tutup tekrar açtığımda sahne, ilk gördüğüm an kadar gerçek ve kaçınılmazdı. Rüya görüyor olabilirdim. Bayılmıştım belki bir yerde. Bayılmış birinin bayılmış olduğunu düşünebilme ihtimalini biliyor olmayı diledim. Dilediğim şeyin o an ki gerçekliği etkileyecek gücü yoktu, hem de gördüğüm ve ben, gerçek olmaya bu kadar uzakken.
Metro istasyonunda kendimle karşılaşmıştım. Gördüğüm, bendi. Yüzü, saçları, kıyafetleri, oturuşu benimdiler de aynı zamanda. Gölgemi, başka bir -ben- taşıyordu.
Kabul ediyorum. Oyunda deplasmandaydım. Saha, evrenin ve kaderindi...
Sonsuz zaman diliminde atılan zarların kronolojik sıraya dizilmiş halinin şekillendirdiği evrenim gol atmıştı bana. Kader golü vermişti. Zarlardan biri 7 gelmişti. Kendimle karşılaşmıştım.
Bankta, oturabilmiş, metroyu bekliyordu.
Bana baktı. Kafasını tekrar aşağı eydi.
İletişim kurmamıştı benimle ama duymuştum ne düşündüğünü. İnanmıyordu iletişim kurmaya. Hiçbir şeye inanmayan bakışlarından inançsızlık damlıyordu . Gördüklerine inanmıyordu çünkü görmeye inanmıyordu. Anlamıyordu duyduklarını, dillere inanmamıştı. Ona bakanın kendi olduğuna da inanmamıştı. Oturduğuna bile inanmıyordu. Oturmaya inanmıyordu. Bilmiyordu inanmanın ne demek olduğunu. Bilmenin var olduğuna inanmamıştı.
İletişim kurma şansım olmadan anlamıştım bunu. Anlamak için o kadar gerekliyken iletişim kurmak, iletişim kurmanın getireceği hata olasılıklarını es geçmiştim böylece. Bana baktığında görmüştüm içindekini.
Kader, hiçbir şey bilmediğini bilmeyen ve bilmediği hiçbir şeye inanmayan beni, karşıma getirmişti. Kader, -özünü hiçten alan, kaderi sonsuz olan- ikinci golü de verdi.
Gelen metronun sesiyle irkildim. Kaderini çizen rayların üzerinde giderek yavaşladı ve durdu. Gözlerimi kendimden alamıyordum. Zamanın uğultuyla ilerleyişi kulaklarımda çınlıyordu.
Yaşadığım olayın imkansız olduğunu düşünürken bile bir yaşanma ihtimali üzerine yorum yapıyordum. Önce yaşanma ihtimalinin var olması gerekmekteydi. Kötünün var olabilmesi için önce iyinin var olması gerektiği gibi. Aptalın var olabilmesi için ilkin akıllının var olması gerektiği gibi.
Kafamı çevirdim. Kader, yürüyen merdivenlerin başında elindeki suyu yudumlarken, evren gazetesinin karikatür kısmını okuyordu.
O, ayağa kalktı. Gölgesini de yanına alıp inanmadığı adımlarını atarak, metroya girdi. Oturdu.
Gitmedim yanına. Konuşmayı denemedim. Belliydi...
Anlatmak istediği bir şey yoktu, anlatılacak bir şey de yoktu, anlaşılan bir şey de olmamıştı.


12.05.2009

ilişkiler

Kadın sudur,
Saydamdır. İçini göremezsiniz. Rengi yoktur. Sizin şeklinizi alıverir kendine yakın hissettiğinde. Sizin gibi yaşar, sizin gibi düşünür, sizin gibi konuşur. Sizin renginiz olur. Ay ışığını üzerinde dans ettirebilecek kadar etkileyicidir. Berraktır. Hayat verendir. Büyütendir. Sadedir. Hissetmesi izlemekten güzeldir.

Suyun, şeklinizi verdiğiniz kaptan taşma ya da kabı dolduramama ihtimalinin sonunda acıklı ayrılık hikâyeleri belirir.

Erkek ateştir.
Güçlü ve yok edendir. Sönse de yeniden alevlenebilir. Sıcaktır. Görkemli ve egemendir. İnsanları kendine taptıracak kadar yükseklere çıkabilir.
Denetlenmesi zor ve tehlikelidir. Söndükçe harlanır. Oluşma biçimini izletir. Duman tüter sürekli üzerinden. Kendi haline bırakırsan söner. İzlemesi hissetmekten güzeldir.

Su ateşi söndürebilir eğer içine girdiği kabın altındaki ateş onu buharlaştırmamışsa.

Erkek kadınsız, kadın erkeksiz olamaz.
İlişkiler zordur. Uyum gereklidir. Birbirini çeken fiziksel özelliklerin yanında, duygusal, zihinsel ve ruhsal özellikler gerektirir. Her ne kadar öncelik fiziksel özelliklere verilse de uzun süreli uyum için ruh birlikteliği aranmalıdır.
İlişkileri yıpratan en güçlü etmen özel bir ilişki yaşandığı yanılgısıdır. Sadece yaşayana özgü olması istenir.
Diğerleri gibi olmama düşüncesi aklın oynadığı oyunlardan biridir. Herkeste olmayana sahip olmak çok çekici gelir. Riske girilmeye değer bir zardır. Zar itina ile yutulur. Özel olma duygusu, özel olduğu düşünülen ilişkiyi kemirmeye başlar.
Dişi ya da erkek olan akıl mıdır, beden midir? Cinsel birlikteliği akıl mı ister, beden mi ister? Oysaki orgazm fizikseldir… Akıl hiçbir şekilde tatmin edilemez.
Akla üstün gelen aşktır. Aşk bütünlüktür.

Aşk, ateşle kaynayan suyun üstünde tüten buhardır.



 

Design by Blogger Buster | Distributed by Blogging Tips