27.06.2012

ben neydim onca bizden sonra?

Tamamlamıştın beni.
Eksiksizdik. Birin parçalarıydık. Fazlamız vardı, azımız yoktu.
Hikayemiz gözlemlerle değil, tanıklıkla geçti. Dışarıda tutamadık birimizi. Olduğum günden bugüne kadar ne yaşandıysa birlikte yaşadık. İzlemeye fırsatımız olmadı, dahil olduk hep.
Oyun senindi, oynayan bendim. Kuralları sen koymuştun, kazanan ya da kaybeden ben oldum. Rakipleri sen seçtin, ödülleri ben aldım.
An senindi, geçmiş ve gelecek benim. Sen anı değiştirebiliyordun ama ben benimkilere dokunamıyordum. Sonsuz anın tadı senin keyfindi, anılar ve hayal kurmaksa benim keyfim. Birin parçalarıydık.
Benim söylediklerimi sen düşünmüştün. Ben başkalarıyla değil hep seninle konuştum. Deli sanmasınlar bizi diye onlara döndüm konuşurken.
Sen öğreniyordun, ben unutuyordum. Varlığımı bildiğim an, sen fısıldamıştın bana olan biteni. Sora sen hep ezberledin, not aldın, ben aldığın notlardan öğrendim yaşamı. Sen yazardın, ben kahramanın.
İlk seninle seviştim. Sonra da başkasıyla sevişemedim. Her orgazmım da aklımda sadece sen vardın. Hikayemiz aşk ve birliktelik üzerine kurulu. Eşsizdik. Ayrılmaz.
Benim gördüklerimi sen çizmiştin. Renklerine anlamları ben yükledim.
Ben hep sordum sen hep cevapladın. Soracağımı bildiğin ve cevapların hazır onca sorum var bize dair, sorulmamış. Benim olan senindi de. Başka türlüsü düşünülemezdi.
Kimi sana kadın bana erkek dedi sevgili olduk.
Kimi sana bilinç bana ruh dedi insan olduk.
Kimi sana zaman bana eylem dedi sonuç olduk.
Kimi sana tanrı bana kul dedi sonsuz olduk.

20.05.2012

aralık

Ne anılarımızı boyayabilirim,
Ne de hayallerimizi çizebilirim...
Bildiğim kadar kelimeyle dudaklarını bile anlatamam.
Mecnun’u beğenmem, Musa olurum,
Aralarım zamanı iki yanından.
Geçmişle geleceği ayırırım…
Rengârenk varlığın hayatıma sığsın diye,
Sınırsız aşkımızı sonsuz şimdiye bölerim.
Beklerken önceyle-sonra arasından geçmeni,
Açarım kollarımı,
Etrafa sinmiş aşkı dinlerim…

Geçmişsiz müziğin eşliğinde,
Geleceksiz pistin üzerinde,
Hiçlikte dans ediyoruz.
Nota kokan nefesini hissedebiliyorum…
Duydun mu?
Geldiğinden beridir zaman durdu.
Oturmuş dansımızı izliyor…
Aşkımızın -biz- kokusunu içine çekiyor…
Yaklaşsana biraz daha,
Dalgaların yüzüme çarpsın azıcık.
İki yanı olmayan sonsuzda tenin, tenim olsun.
Güneş, geceyi sabrededursun,
Olan her şey burada, an an gözlerinde…

Zamanın sınırsızlığına duygularımı döktüm,
Senin renklerine büründüler.
Boynumu öpebilesin diye,
Aklımın tasmasını çıkardım.
Belini sıyırıyorum,
Altında bir sonraki nefesimi görebiliyorum…
Duydun mu?
Yalnızlık intihar etti...
Sadece ikimiz kaldık burada…
İyi ki Mecnun’u beğenmemişim, Musa olmuşum.
Zamanı iki yanından ayırıp,
Çağırmışım seni aralıktan.
Sınırsız aşkımız, sonsuz şimdide dans ediyor…

14.05.2012

mutluluk

Kederli yazılar okuyorum her yerde. Kederden kefen dikmiş, ölmeden üzerlerine giymiş bir sürü insan var orda, burda. Her satırları üzüntü kusuyor. Yağmurun yalnızlığından yakınıyorlar. Uzakların özleminden bahsediyorlar. Onlarca edebi bahaneye bıkmadan atıfta bulunuyorlar. Notaların kalplerine uğramadığını iddia edip ağlamaklı kelimeleri seçiyorlar genelde. Kederli olmayı sonuç sanıyorlar. Yazarlarının gözyaşlarını her mastürbasyonlarında görebilirsiniz. Siyah beyaz resimleri vardır, her daim hazır, romantik senaryolardan araklanmış. Acıyı daha kolay betimlemek için parmaklarına kırmızıbiber sürenlerini bile duydum. Kederlerinin sevilmesini, paylaşılmasını isterler. Duygularına tecavüz eden anıları yaşamaktan, mazoşistçe keyif alırlar. Öküzün boynuzunda dönen dünyada, boynuzun ucu onların kıçlarına denk gelmiştir. Keder anakarayken, mutluluk ıssız adadır onların dünyasında. Keder bağımlısı olduklarında çok geçtir artık. Üşenmeden onca yazmalarının nedeni, başkasına bulaştırmaktır kederlerini. Sanatçı kısmısı, “albüm yapmak için acılarımın birikmesini beklerim” der, blogcu kısmısı “kelimelerim kalbimden çıkarken tele takılmıştır, kanaması bundandır” dediğini sanır ama kelimeler biz bağırsaktan selam getirdik ey ahali der, bağıra çağıra. Acı çekilmeyen ütopik bir dünyada yaşadığımı iddia etmeyeceğim. Acıklı olanın bu kadar üzerine gitmem iç seslerini dinlemektense, iç seslerini yönetmek istemelerinden kaynaklı. Geçmişe yenilmelerinden. Salgın hastalık gibi yayılmalarından ve doyumsuz keder isteklerini frenleyememelerinden. Yarısı boş olan bardağın içinde boğulma tehlikesi geçirmektense, mutluluk saçın etrafa, güzellik katın yaşama, sonra nasıl olsa o güzellik gelip yine bulur sizi. Üşenmeyin, keder romanınızın tek bir harfini bile değiştirseniz, tüm dünya değişir.

28.01.2012

-ben-?

Bir gözlemin oluşabilmesi için en az bir gözleyen ve en az bir gözlenen gerekmektedir.
Gözlem, gözleyen tarafından, gözlenen üzerinde yapılır. Gözleyen ya da gözlenenden biri olmadan gözlem yapılamaz. Gözleyen kendini gözleyemez. Gözleyen ve gözlenen "aynı" olamaz. Gözlenen, gözleyen olamaz. O halde -ben- beni gözleyemez. -Ben- inizi gözlediğinizi sanırsınız ama gözlediğiniz siz değilsinizdir. Gözlemlediğiniz sizden farklıdır. Aynı olsaydı gözlemleyemezdiniz.
En basit haliyle, sen aslında sen değilsin. Hissettiğini sandığın, yaşadığını sandığın şey de sen değil.

Bu korkutucu mu geliyor :)

İlk önce bedenimizi görürüz ve -ben- bedenim deriz. Sonra zihnimizi fark ederiz, zihin olduğumuzu düşünürüz. Bazılarımız enerji olduğunu bile düşünüyor. Özdeşleşmeler bilinçli olmaz. Bilinçsizce olur. Gözlemleyebilmeniz için gözlemlediğiniz şeyin dışında olmak zorundasınız. Gözlem için, gözlenene dıştan bakılması gerekir. Gözlemleyebildiğiniz hiçbir şey olamazsınız. Gözlenen herşey görecedir, bu görecelik de -ben- e göredir. Bedeninizi hissediyor ve gözlemleyebiliyorsunuz. Zihninizdeki düşünceleri fark edebiliyorsunuz. Enerjinizin yükseklik derecesini algılayabiliyorsunuz. Onları gözlemleyebiliyorsunuz. O halde siz onlar olamazsınız.

Aynada baktığınız surata siz değilmişsiniz gibi bakın. Gördüğünüzün siz olmadığını düşünün. Yabancılaştığınızı göreceksiniz. Onun da size baktığını fark edeceksiniz. Korkak ve yabansı bakacak. Peki -ben- sandığınız hiç bir şey siz değilse, siz nesiniz?

Algılayamadığınız ama olduğunu bildiğiniz şey nedir?

22.01.2012

yolcu


İçimde saklanan hancı,
gölgemi gördün mü?
kanatları var mıydı, gölgemin?

hancının olayı,
sabah namazına kadar.
sonra ver elini aylaklık
ekmek ağızdan, nefes burundan!
içerisi sıcak…
hancı olmak varmış bu dünyada.
misafiri bol.
her biri,
aklın önüne sürdüğü.
yap sohbetini,
sat olan biteni,
sonra güzel bir uyku.

hancı, ev sahibi.
benim yolum illa senden mi geçecek?
neden karanlıkta oturursun hep?

yolcunun olayı,
daha hareketli.
ara ki bulasın,
masallardaki prensesi!
ömrünü hancı çalar.
sen çantanda taşı,
gülümsemelerini.
hancıya borç,
bin gülümseme.
gülümse ki,
hancıyla aran iyi olsun.

yolcunun,
uzun ince yolculuğu,
bir yanda kırmızı,
bir yanda siyah…

 

Design by Blogger Buster | Distributed by Blogging Tips