20.05.2012

aralık

Ne anılarımızı boyayabilirim,
Ne de hayallerimizi çizebilirim...
Bildiğim kadar kelimeyle dudaklarını bile anlatamam.
Mecnun’u beğenmem, Musa olurum,
Aralarım zamanı iki yanından.
Geçmişle geleceği ayırırım…
Rengârenk varlığın hayatıma sığsın diye,
Sınırsız aşkımızı sonsuz şimdiye bölerim.
Beklerken önceyle-sonra arasından geçmeni,
Açarım kollarımı,
Etrafa sinmiş aşkı dinlerim…

Geçmişsiz müziğin eşliğinde,
Geleceksiz pistin üzerinde,
Hiçlikte dans ediyoruz.
Nota kokan nefesini hissedebiliyorum…
Duydun mu?
Geldiğinden beridir zaman durdu.
Oturmuş dansımızı izliyor…
Aşkımızın -biz- kokusunu içine çekiyor…
Yaklaşsana biraz daha,
Dalgaların yüzüme çarpsın azıcık.
İki yanı olmayan sonsuzda tenin, tenim olsun.
Güneş, geceyi sabrededursun,
Olan her şey burada, an an gözlerinde…

Zamanın sınırsızlığına duygularımı döktüm,
Senin renklerine büründüler.
Boynumu öpebilesin diye,
Aklımın tasmasını çıkardım.
Belini sıyırıyorum,
Altında bir sonraki nefesimi görebiliyorum…
Duydun mu?
Yalnızlık intihar etti...
Sadece ikimiz kaldık burada…
İyi ki Mecnun’u beğenmemişim, Musa olmuşum.
Zamanı iki yanından ayırıp,
Çağırmışım seni aralıktan.
Sınırsız aşkımız, sonsuz şimdide dans ediyor…

14.05.2012

mutluluk

Kederli yazılar okuyorum her yerde. Kederden kefen dikmiş, ölmeden üzerlerine giymiş bir sürü insan var orda, burda. Her satırları üzüntü kusuyor. Yağmurun yalnızlığından yakınıyorlar. Uzakların özleminden bahsediyorlar. Onlarca edebi bahaneye bıkmadan atıfta bulunuyorlar. Notaların kalplerine uğramadığını iddia edip ağlamaklı kelimeleri seçiyorlar genelde. Kederli olmayı sonuç sanıyorlar. Yazarlarının gözyaşlarını her mastürbasyonlarında görebilirsiniz. Siyah beyaz resimleri vardır, her daim hazır, romantik senaryolardan araklanmış. Acıyı daha kolay betimlemek için parmaklarına kırmızıbiber sürenlerini bile duydum. Kederlerinin sevilmesini, paylaşılmasını isterler. Duygularına tecavüz eden anıları yaşamaktan, mazoşistçe keyif alırlar. Öküzün boynuzunda dönen dünyada, boynuzun ucu onların kıçlarına denk gelmiştir. Keder anakarayken, mutluluk ıssız adadır onların dünyasında. Keder bağımlısı olduklarında çok geçtir artık. Üşenmeden onca yazmalarının nedeni, başkasına bulaştırmaktır kederlerini. Sanatçı kısmısı, “albüm yapmak için acılarımın birikmesini beklerim” der, blogcu kısmısı “kelimelerim kalbimden çıkarken tele takılmıştır, kanaması bundandır” dediğini sanır ama kelimeler biz bağırsaktan selam getirdik ey ahali der, bağıra çağıra. Acı çekilmeyen ütopik bir dünyada yaşadığımı iddia etmeyeceğim. Acıklı olanın bu kadar üzerine gitmem iç seslerini dinlemektense, iç seslerini yönetmek istemelerinden kaynaklı. Geçmişe yenilmelerinden. Salgın hastalık gibi yayılmalarından ve doyumsuz keder isteklerini frenleyememelerinden. Yarısı boş olan bardağın içinde boğulma tehlikesi geçirmektense, mutluluk saçın etrafa, güzellik katın yaşama, sonra nasıl olsa o güzellik gelip yine bulur sizi. Üşenmeyin, keder romanınızın tek bir harfini bile değiştirseniz, tüm dünya değişir.

 

Design by Blogger Buster | Distributed by Blogging Tips